Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Zeybek Tarihi - 4

7 Aralık 2021, Salı

     

Osmanlı Devleti’nin otoritesinin her geçen gün zayıfladığının tüm dünya tarafından su götürmez bir gerçek olarak kabul edildiği 20. yüzyıl başlarında Ege bölgesinde varlığını iyice hissettiren bir güç vardı: Zeybekler.

Osmanlı- Rus harbinden sonra Zeybeklerin sayıca çoğaldıklarından bahsetmiştik. Ekonomik çöküşün bir sap buğdaya kadar yansıdığı bu vakitlerde fakir halk iyice fakirleşmiş, evvelinden zengin bulunanlar mallarına mal katmıştı. Yabancıların deyimiyle hastalıklı adam iyice elden ayaktan düşmüş, çaresizliğinin oluşturduğu öfkeyi ayrı ayrı yollarla halkından çıkarmaktaydı. Ektiğini biçmeden vergisi istenen çiftçiler çaresiz bırakılmıştı. Yönetimdeki boşluk, kırsal bölgenin denetlenememesi ve halkın ümitsizliği giderek artmıştı. Bölgede bulunan farklı ırklar yıllarca huzur içinde yaşadığı toprakdaşlarıyla sorun çıkartıp bağımsızlık elde etmek istiyordu. Bu toprakların kendilerine ait olduğunu savunuyor ve bir an evvel bu düşünceyi sonuca kavuşturmayı arzuluyordu.

Zeybeklerin Osmanlı- Rus harbine gönderilmesi bölgede bir boşluk oluşturmuştu. Ege’de yaşayan Rumlar dış desteklerle kışkırtılıyordu. Türkler bir hedef haline dönüştürülmüştü. Sayısı azımsanmayacak Rumlar silahlanarak dağa çıkıyor, eli silah tutanını cepheye göndermiş ve vergi ödemekten beli bükülmüş Türklerin avucunda kalan son parasına da zorbalıkla el koyuyordu. Oluşan kaotik ortamdan yararlanmaya çalışan bu silahlı Rum çeteler (çalıkakıcı) halkı günden güne daha da çaresiz bırakıyordu.

Savaşta çok büyük fedakarlıklar göstermelerine rağmen yenilgiyi tadan Zeybekler yurtlarına döndüklerinde çok geçmeden kurtarıcılarının kendilerini olduklarını kavradılar. Artan yönetim baskısı ve burun buruna kaldıkları Rum taşkınlıkları onları daha sonrasında milli mücadeleyle bütünleşecek olan yöresel bir direnişe sürüklüyordu. Egeli gençler yavaş yavaş onları her zaman bağrına basmış kadim dostları olan dağlara çekiliyorlardı.

Bir çoğu asker kaçağı olan bu gençler aynı acı sayesinde bir olmuşlardı. Nerede bir mazlumun canı yansa hesap görmek için yetişiyorlardı. Kimin malı gasp edilse cezası aynı hafta içinde kesiliyordu. Daha iyi bir yaşam için, adalet için, huzur için bir gün Madran Dağında diğer gün Beşparmak Dağında görülüyorlardı. Rumların ve yönetimin zorbalıklarına verilen bu tepki halkın rahat bir nefes almasını sağlamıştı. Artık köylülere vergi memurları ve zaptiyeler tarafından köy meydanlarında dayak atılamıyordu. Rum çeteleri köylülere kolay kolay zarar veremiyor, böyle bir olayda Zeybekler tarafından kendilerine neler yapılacağını biliyorlardı.

Sayıları 7 ile 15 arasında değişen Zeybekler de kendi içinde hiyerarşik yapıya sahip bir çeteyi oluşturuyordu. Zeybek bu çetenin her üyesine verilen genel bir isimdi. Bu çetenin idaresini sağlayan kişiye Efe deniliyordu. Efe dışındaki çete üyelerine “kızan” denmekteydi. Efe’nin bir de sağ kolu vardı. Bu baş kızan olarak da bilinen Efe’nin en güvendiği adamıydı. Efe’nin olmadığı vakitlerde Efe diye o biliniyordu. Çetenin sevk ve idaresini sağlıyordu. Geri kalan kızanların her birinin farklı bir görevi mevcuttu. Kimisi gidilecek yerin harita bilgisini ve bölgeye nasıl ulaşılacağını öğrenmekle, kimisi çetenin nerede yemek yiyeceğini ve yemeği nereden temin edeceğini ayarlamakla görevliydi. Bir diğeri çetenin kullanacağı tüfek ve mermileri temin etmekle, öbürü çevrede olan biten havadisleri toplamakla sorumluydu.

Kızanlara bu görev Efe tarafından tayin edilirdi. Keskin zekaya ve ileri görüşe sahip Efe her adamını özenle seçer, herkesin karakteristik özelliğini en verimli şekilde nerede kullanacağını iyi bilirdi. Peki her eli silah tutan çeteye dahil edilir miydi? Elbette hayır. Çeteye dahil olmak isteyen genç çetenin köylerdeki haber kaynaklarına (yatak) ulaşır ve çeteye katılma talebini bildirirdi. Konu Efe’ye iletilmeden genç hakkında tüm bilgiler toplanır, çeteye fayda sağlayıp sağlamayacağı değerlendirilir ve nihai karar için Efe’nin fikri alınırdı. Efe genci uygun görürse aynı kanaldan gence ulaşılıp çeteye nerede katılacağı bildirilirdi.

Çeteye katılmak için bir dizi ritüel gerekliydi. Bu ritüel neredeyse tüm Zeybek çetelerinde aynıydı. Defne ağacının bol bulunduğu bir dağa çıkılarak ateş yakılır, defne ağacının gövdesine kama (bir tür bıçak) saplanır ve Efe ile kızanlar arasında Zeybek Yemini edilirdi. Oluşan kanaatime göre bu ritüel, daha sonra değineceğimiz Türklerin eski inançlarından kalan bir meseleydi. Birçok farklı kaynakta bulabileceğimiz Zeybek Yemini’ni Sonay Ödemiş’in “Zeybeklerde Defne İnancı” adlı makalesinden sunmak istiyorum:

“Efe: Kızanlar! Bu dağların sahibi kim? Kızanlar: Erimiz. Efe: Dağ başından duman eksik olur mu? Kızanlar: Olmaz. Efe: Kara gün kararıp kalır mı? Kızanlar: Kalmaz. Efe: Duvarı ne yıkar? Kızanlar: Nem yıkar. Efe: Yiğidi ne yıkar? Kızanlar: Gam yıkar. Efe: Yiğide öğüdünüz nedir? Kızanlar: Zalimden korkmaya… (Zalimden korkmasın) Efe: Kurt bunalırsa nereye iner? Kızanlar: Köye iner. Efe: Kul bunalırsa nereye gider? Kızanlar: Dağa gider. Efe: Cömertlik ne ile olur? Kızanlar: Vermekle olur. Efe: Yiğitlik ne ile olur? Kızanlar: Vurmakla olur. Efe: istemeden hak alınır mı? Kızanlar: Alınmaz. Efe: Yürümeden yol tükenir mi? Kızanlar: Tükenmez. Efe: Âdem kuşağına bel bağlanır mı? Kızanlar: Bağlanırsa ağlanır. Efe: Şeytana bel bağlanır mı? Kızanlar: Yardımcımızdır, bağlanır. Efe: Var yemezlere acımak mı yoksa dayak mı haktır? Kızanlar: Dayak haktır. Efe: Yiğitlerde ne yoktur? Kızanlar: Merhamet. Efe: Korkaklar zeytini nerde döğerler? Kızanlar: Ağaç dibekte. Efe: Yiğitler yağı nerde kavururlar? Kızanlar: Zalim göbeğinde.

Törenin devamında efe kalkarak defne ağacının önüne gelir. Sonrasında törensel sözler devam ettirilir. Efe: Sözünde durmayan kahpe bacının öz kızanı olsun mu? Kızanlar: Olsun! Efe: Şu dualı yatağan böğrüne batsın mı? Kızanlar: Batsın! Efe: Doğru söylediğinize Nasuh Tövbesi olsun mu? Kızanlar: Olsun!”