Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

FALCI İLE MÜLAKAT

7 Nisan 2018, Cumartesi

     

Önce elini kaldırdı, sonra kahverengiliğin içinde kaybolmaya yüz tutmuş göz bebeklerini birbiri ile aynı anda küçülttü. Uzaklara bakıyordu, çok uzaklara. Seyrek ama bir o kadar da uzun bıyığının uçları yer çekimine meydan okur vaziyetiyle, tam tepemizdeki güneşin ışıklarını engelleyen pamukçukları gösteriyordu. Çenesindeki, farklı noktalardan çıksalar bile aynı yerde buluşan sakalları yüzünü daha da sivrileştiriyordu. Korkmuştum. Aklımdan geçenlerin hepsini okuyabildiğini yüzündeki bin bir şekle girebilen çizgilerin oluşturduğu alfabe yardımıyla anlayabiliyordum. Birbiri ardına gelen çizgiler “evet” manasıyla benliğime işleniyordu.

Ruhumu yaralayan her düşünce aklıma geldiği zaman işaret parmağımın tırnağıyla başparmağımın kemiğine bastırdığımda aklımdan geçen “ufak bir tırnak manevrası eline bu acıyı veriyorsa düşündüklerinin ruhuna ne kadar acı vereceğini sen düşün” cümlesini tekrarlıyordum. Son günlerde kurtulamadığım, sebebini bilmediğim bir keder beni buralara kadar getirmişti. Bir falcıdan hayatımın en önemli kararını vermemde yardımcı olmasını, bana yol göstermesini isteyecektim. Sol elimle boynumdaki kolyeyi kavradım. Beni konuşturacak kıvılcımın elim ile şans getirdiğine inandırıldığım bir kolye arasından çıkacağını hissetmiştim. “Doğru olan yolun” dedim fısıldayarak, “doğru olan yolun hangisi olduğunu bilmiyorum.” Falcının yüzündeki sarsılmaz sükûn hiçbir değişikliğe uğramadan öylece duruyordu. Beklediği yerden sorduğumu anladım.

Elini sakalına götürüp uçlarını birleştirmek için birbirine sürttü. “Yolu ara, bu yol hesaplanmış ve planlanmış olsun.” Ağzından çıkan her sese dikkat kesilip, kelimelerin ne anlam ifade ettiklerini tekrar tekrar kavrar gibiydi.

Uzun uzun falcının yüzüne baktım. Uzaklara bakmayı bırakıp yüzüme bakmaya başlamıştı. İki gözümden hangisine odaklanacağına karar vermeyip tam ortasına, burun kemerime bakıyordu. Yavaş hareketli bu adamın bir cümle daha kuracağı anı iple çekiyordum. Söylediklerini beynimin içine milyarlarca kilometre yaptırmak üzere katmıştım. Buradan ayrıldıktan sonra en ince ayrıntısına kadar düşünüp ne demek istediğini anlamaya çalışmak daha doğru geliyordu.

Falcı ayağa kalktı, üzerine oturduğu taşı kaldırarak hemen yanımızdan akan dereye bıraktı. Sahip olduğu bir günahı bir daha görmemek üzere kendinden uzaklaştırmış gibi tebessümle kafasını kaldırdı. “Onlar sana hangi yoldan gitmen gerektiğini söylüyorlar ama ben diyorum ki: Yol ikiye ayrıldığı zaman unutma ki, yol daha öncesinde bir olarak gözüküyordu. İkiyi birbirinden farklı olarak düşünmek doğru değil. Bir ikidir, iki de birdir! Doğru seçimi yapmak için yazı tura at. Cebindeki bazen bir sakız almaya yetmeyecek bozuk parana bir güzellik yap ve onu hayatının en önemli kararında kullan. Bu işlenmiş maden iyiliğini karşılıksız bırakmayacaktır, çünkü birliğe ulaşmış bir kalp, hızını birlik yolunda yalnız bir araç olan seçimlere göre değiştirmez.” Anlattıkları zihnimde müthiş bir yankı uyandırmıştı. Karanlık bir şehri güneşi kucaklamış olarak dolaşıyor gibiydim. Geçmişte yaşadığım seçim kaygıları şimdi daha çok canımı acıtıyordu. Falcı, aynı ses tonuyla:

“Bazen seçimler senin elinde değildir. Bir başka zihin, bir başka varlık, bir başka kader senin yerine karar verir. Bu daha güzel olmalıdır yolcu için, çünkü bazen yanında bozuk para bulunmayabilir. En güzeli de bir parayı havaya fırlatmak zorunda kalmış olmazsın. Onlar, yolda karşına çıkacakları senin belirleyeceğini söylüyorlar ama ben diyorum ki: Yol inançtır. Evlilik, iş, mal mülk ve dahası bu yoldaki hediyelerdir. Hediyeleri almasan da yolda olmalısın. Yolun kendisi en büyük hediyedir. Ve hediyeler birisine bir başkası tarafından verilir.