Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Zeybek Tarihi - 8

2 Şubat 2022, Çarşamba

     

Zeybek dansı ölümle muhabbettir. Bir meydan okuyuş, bir arayış, bir his meselesidir. Kollar iki yana açılır, bu “özgürlük benim” demektir. Yükseklerde süzülen bir kartal gibi. Ağır ve kararlı. Adımlar sağlam atılır, anlamı “bulunduğumuz bu topraklar insanlığın ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri üzerinde yaşamış ve her cefasını çekmiş bizlere ait” demektir. Zeybek, hayali bir çember etrafında döner. Bu çember sınırları ifade eder. Bir anlamı üzerine bastığı toprak, bir anlamı onu saran evrendir. Zeybek diz çöküp diz vurur. İnandığına şükranlarını sunar. Varlığını hisseder. Kimi zaman hızla doğrulur. Düşmanını en savunmasız sanıldığı anlarda bile takip ettiğini gösterir. Bazen toprağa dokunur. Bir ana gibi gördüğü toprağın bereketine hürmet eder. Uzun uzun izler, avuçlarına sürer. Zeybek güzel günlerde dans eder. Bu danslarda bazen hırçındır, bazen sakin, bazen hızlıdır, bazen ağır...

Zeybek dansı... Şu dünya üzerinde görülebilecek en asil danslardan. Bir kuralı yoktur. İçten gelir ve sadece hissedilir. Ne öğretilir ne de öğrenilir. Tek ilham kaynağı doğadır. Zeybeği her haliyle bağrına basmış, onu en zor zamanlarında kucaklamış ve kollamış olan: doğa.

Zeybekler dağlarda yaşadığı süreçte doğayı uzun uzun izlemişlerdi. Bir atmacanın avına nasıl yaklaştığını, çakalların nasıl takım halinde ve birbirlerinden haberleri olarak yer değiştirdiklerini, bir akrebin zehrini hangi anda bıraktığını, sığırcık kuşlarının farklı sesleri nasıl çıkarıp kullandıklarını gözlemlemişlerdi. Doğayı taklit etmişlerdi. Çevreyi anlamak birlikte yaşamanın ilk adımı olsada dağlara ev sahipliği yapmak için anlamanın da ötesine geçmeleri gerekmekteydi. Bu sebeple Zeybekler iyi bir coğrafya bilgisine sahiplerdi. Hangi taşın altında neyin olduğunu bilecek kadar bu topraklara hâkimlerdi. Zeybek dansını irdelediğimizde dansın kökeninin doğadaki hareketler olduğu düşüncesine kapılıveririz ancak bu düşünce yetersiz bir varsayımdan ibarettir. Bu dansın kaynağının sadece bir Zeybek müziğine eşlik ederken hissedilip kavranabileceğini düşünüyorum.

Tarih boyu Zeybekler Devletin affı ile kısa süreli de olsa köylerinde bulunmuşlardı. Bu geçici barış zamanında halkla iç içe olmuşlardı. Özel günler, düğünler vs. Bu vakitlerde -çok nadir ve yoğun ısrarlar sonucu- Efe meydana çıkıp oynardı. Adına yazılmış türküler ve mitolojideki flüt ustası Marsyas’ı kıskandıracak metronoma sahip ezgiler eşliğinde dans ederdi. Ardından kızanlar bir bir çıkıp boy gösterirlerdi. İçten gelen tutkunun zirveye ulaştığı bu anların yankılarını günümüzde bile işitmek mümkün. Ege’de “çalımıma nasıl gelirse” diye bir tabir vardır. Yani Zeybek ne zaman ve nasıl isterse kollarını öyle kaldırır.

Zeybekler halkın çocuklarıydılar. Büyüklerinden gördüklerini ortaya koyuyorlardı. Ege’de Zeybek dansı halka aitti. Halkın dansıydı. Aydın’da bir Efe’ye ithaf edilmiş olmasa bile bilinen ve hala köylüler tarafından yaşatılan ezgiler mevcuttur. Zeybek dansını bütünüyle dağlardaki Zeybeklere mal etmek büyük bir yanılgıdır. Nitekim bir dağdan bir dağa mazlumun hakkını ödetmek için koşturan Efeler çok nadir olarak meydanlarda görülmüşlerdi. Bugün bildiğimiz ve keyifle eşlik ettiğimiz Zeybek danslarının birçoğu köylüler tarafından oluşturulmuştu. Dağlardakilerin hikâyeleriyle harmanlanan duyguların birer dışa vurumuydu.

Yaşadığımız yüzyılda Efelerin meydanlarda Zeybek oynadığını hayal etmemiz pek doğaldır. Neticede halk ile Efeleri birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Ancak hakkında arama kararı bulunan, zaptiyelerin ve diğer çetelerin kendisini öldürmek için bir boşluğunu aradığı Efelerin tüm tedbiri elden bırakarak bir kalabalığın ortasında Zeybek oynadığını düşlemek akla pek uygun gelmemekte.

Son zamanlarda Zeybek dansları bir kural çerçevesinde toplanarak kayda alınmıştır. Bu davranışın kültürün devamını sağlamak için doğru bir yol olduğunu düşünsem de Zeybek tarihinin asıl vermek istediği özgürlük ve sınır tanımazlık mesajının önünde her zaman bir engel olarak kalacağı gerçeğini göz ardı etmem mümkün gözükmüyor.

Bazı örneklerden bahsedelim. Bir yakının düğününe giderken vurulan ve acısını halka göstermemek için yarasına buğday basarak Zeybek oynayan Ege gencine yakılan türkünün adı Kırmızı Buğday Zeybeği’dir. Germencik, Söke ve Bağarası’nda bilinen ve çokça oynanan bir Zeybek oyunu daha vardır: Kocaarap Zeybeği. Baskın sırasında Efe’sini korumak için canını ortaya koyarak öldürülen, yaralı haliyle iki-üç kişinin üzerine atlayarak büyük bir cesaret gösteren uzun boylu, iri yapılı ve esmer bir kızan adına yakılmıştır. Ne yazık ki kızan bu ezgiyi hiç duyamamıştır. Aydın’da bilinen ve Aydın yöresine ait olan Ağır Milas Zeybeği vardır. İlginç değil mi? İsmi bile Milas. Ancak Aydın yöresine ait. O tarihlerde Milas’a harman dövmeye giden Aydın köylülerinin oynadığı bir Zeybek. İsmi oradan kalma. Muğla- Tavas ve Karacasu- Bozdoğan benzerlikleri de buradan gelir. Topluluklar arası kültür alışverişi. Senkronizasyon. Daha dikkatli bakılması gerekirse Zeybek oyunları halkın kendisini ifade biçimi olmuş, her yöreye göre çeşitlilik göstermiş ancak ana tema hep aynı kalmıştı: Dik duruş. Mazluma, adaletsizliğe, insanca yaşamı engelleyen her duruma karşı.