Ferhat CİRİT

Bırak Bu Ağızları Hocam

14 Aralık 2017, Perşembe

     

Hepimiz bu coğrafyanın farklı yerlerinde doğduk farklı yerlerinden bir başka yere geldik ya da. Hepimiz bir yerliyiz. Memleketimiz, ilçemiz, köyümüz var. Dolayısıyla doğup büyüdüğümüz yerdeki insanlar nasıl konuşuyorsa anne babamız da öyle konuştuğu için biz de onlar gibi konuşmayı öğrendik. Yörelerimize özgü çok da güzel ağızlarımız var. Ancak insanlar anlamakta güçlük çekilebiliyor bu ağızları zaman zaman. Kendimden örnek vereyim 1991 Elazığ doğumluyum bendeniz. Giden ya da bir tanıdığı olan bilir kendine özgü bir ağzı vardır Elazığ’ın. Artık o şehrin ağzıyla konuşmuyorum uzun yıllar önce değişti bu. 16 yıl önce Aydın’a taşınınca buradaki insanların konuşmalarını bazen gerçekten ama gerçekten anlayamıyordum hem de hiç. Her sorulana ‘’evet’’ ya da ‘’ hı hı’’ deyip geçiyordum bir ara. Bu yanıtları verip sohbeti kurtardığım anlar oldu ancak açıklama gerektiren ya da yanıtın apaçık ‘’hayır’’ olması gerektiği sorular yöneltildiğinde utanan ben oluyordum. Konuyu nereye getireceğim belliydi aslında ama hayat hikayeme girince biraz dallanıp budaklandı. Bir kere şunu belirteyim de Aydınlı okurlar, Aydın gazetesinde ‘’Ne diyor ya bu adam’’ deyip linç etmesin henüz üçüncü yazımda. Asla şehirlere özgü ağızları küçümsemiyorum aksine öylesine değerliler ki. Her biri bir renk ayrı bir kültürü barındırıyor. Amma velakin topluma ayak uydurmayı zorlaştırdığı yönleri de oluyor ağızlarımızın. Büyük kentlerde yaşamaya karar verdiğimiz zamanlarda hele bu bazen gerçekten sorun haline gelebiliyor. Kendimizi yeterince ifade edemiyoruz ve bazen de kompleks haline getirebiliyoruz bu meseleyi.

Türkçe kullanımımızda en büyük rol anne babaya düşse de onlardan sonra okul hayatımızdaki patron yani öğretmenlerin payı çok büyük belki aileden bile büyük. Öğretmen, yani öğrenciye yön vermesi gereken kutsal kişi nasıl konuşuyorsa öğrenci bir yerden sonra aileden çok ondan daha da etkilenip, onu rol model alıp onun gibi konuşmaya başlıyor. Diyeceğim şey aslında şu, bir öğretmen evrensel olmalıdır ya da en azından ulusal. Elbette öğretmen de bir yerde doğdu, onun da bir köyü var ancak kimse kızmasın bana öğretmen Türkçeyi düzgün konuşmak zorunda. Oh be söyledim nihayet. Belirgin bir ağza sahip olan öğretmen, öğrencilerini bana kalırsa -ki burası benim köşem olduğu için bana kalıyor- Türkçeyi kullanma konusunda olumsuz etkiler. Bir dönem öğretmenlik şerefine erişmiş biri olarak hizmet içi eğitimlerde öğretmenlerin mutlaka diksiyon eğitimi alması gerektiğine inanıyorum. Türkçeyi genç beyinlere aşılayacak olan öğretmendir çünkü. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’na da iş düşüyor açıkçası. Öğretmenin hangi branşta olduğunun bir önemi de yok. Öğrenciyle iletişim halinde olması yeterli ancak ilkokul öğretmenleri başta olmak üzere Türk Dili ve Edebiyatı, Türkçe öğretmenlerinin bir başka hassasiyet göstermesi lazım bu konuda.

Güzel Türkçemizi çok iyi kullanan ancak bir yerde bir hemşerisiyle, akrabasıyla konuşurken ‘’ ne edip durun bakem’’ diye hakkını vere vere yöresel ağızda konuşan öğretmen arkadaşlar tanıdım ben. Zaten bu ağızlar bizim geçmişimiz, özümüz, bırakalım yok olsun demiyorum elbette. Onların bambaşka bir güzelliği var sevgili okur. Ama öğretmenin amacı görev bilinciyle öğrencileri doğruya yöneltmek olmalı. Benim derdim kendini geliştirmekten korkan meslektaşlarımla. Sizler üstünüze alınmayın.