• 27 Aralık 2015, Pazar 14:32

“Bu mesleğin sermayesi heyecandır”

51 yıllık ömrünün 26 yılını gazetecilik ve televizyonculuğa adamış bir isim Yılmaz Ölmez. Oyunculuk hayali uğruna daha 17 yaşındayken İstanbul’a gitmiş. Birçok filmde rol alan Ölmez, imkansızlıklar nedeniyle Söke’ye dönmek zorunda kalmış. Aslında onun sinema aşkı İstanbul’a gitmeden önce başlamış. Dicle Sinemasında süpürgecilik, makinistlik yapmış. Bununla yetinmeyen Ölmez, sinema sektörünün her köşesinde yer almak istemiş ve 16’lık film makinesiyle köylere sinema götürmüş. İstanbul’dan döndükten sonra bir süre köftecilik yapmış. Bu meslekle içindeki heyecanı bastıramayacağını anlayınca Gazeteci olmaya karar vermiş. Başvurduğu ‘Hürriyet Gazetesi biz sizi arayacağız’ diyerek göndermiş Ölmez’i. Aldığı fotoğraf makinesiyle insanların fotoğrafını çekip para kazanmış. Çektiği fotoğraflar sayesinde Hürriyet Gazetesi’nde çalışmaya başlamış. İşte Basından Hayatlar Röportajımızda bu hafta televizyon ve gazeteci Yılmaz Ölmez.

(FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN)

-Yılmaz Ölmez kimdir?

1964 doğumluyum. Evli, 4 çocuk babası ve 2 torun sahibiyim. Doğma büyüme Sökeliyim. 1989 yılından beri gazetecilik yapıyorum, şuan Söke Flaş Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmeniyim.

-Gazetecilik ve Televizyonculuk hayatınız nasıl başladı?

Aslında ben gazeteciliğe başladığımda objektiflere uzak bir insan değildim. Yeşilçam’a hayran bir insandım. Oyunculuk çok saygı duyduğum bir meslekti. Bir gün oyuncu olmaya karar verdim ve 17 yaşında İstanbul’a gittim. Hiç kimseden destek alamadan oyunculuğa başladım.

“SİNEMA SAYESİNDE EŞİMLE TANIŞTIM”

-Nasıl gelişti oyunculuk hayatınız?

Oyunculuğa küçük yaşlarda özentim vardı, kendimi Tarkan ve Cüneyt Arkın’ın yerine koyup eğlenirdim. Sinemacılığı çok sevdiğim için buradaki Dicle Sinemasında süpürgecilik yaptım. Daha sonra sinemada makinist oldum. Amacım sadece sinema sektörüne atılmaktı. Dicle Sinemasında çalışırken Efkan Çimen arkadaşımızla 16’lık film makinesi alıp Söke’ye bağlı Güzeltepe Köyü’nde sinema oynattık. Evliliğimde buna paralel oldu zaten eşimde sinemaya film izlemeye gelmişti. Eşimi orada görüp tanıdım 1982 yılında da yıldırım hızıyla evlendim.

EŞEK SIRTINDA FİLM MAKİNESİ TAŞIDI

-Köylere sinema götürmek zor olmuyor muydu?

Köylere eşek sırtında teyzemin oğlu Ali Kır’ın yardımıyla film makinesi taşıdım. Güneyyaka, Güzeltepe ve Kisir köylerinde sinema oynattım. Çoğu zaman sandalye bulamazdık insanlar, taşların üzerlerine otururdu. Köyün birinde yaşlı bir teyze yanıma gelip yanaklarımı öperek ‘Ben ölmeden köyümüzü şehre çevirdin’ demişti. Bunları duymak beni mutlu ederdi. Gittiğimiz köylerde bir kahveyi sinemaya çevirmiştik bir tarafında yatar bir tarafında da sinema oynatırdık. Elektriğini de oradaki rahmetli bir bakkal amcadan almıştık. Bu sinemacılık hayatım yaklaşık bir yıl kadar sürdü.

-Sonra?

İstanbul’a gitmeye kara verdim ve bunu babamın desteğiyle gerçekleştirdim. İstanbul’a gittiğimde Sökeli oyuncu Ahmet Arkan ve Mesut Engin vardı ama ben onlardan hiçbir destek almadım. Film şirketlerini dolaşmaya başladım biraz şansım vardı galiba Kanat Film’in sahibiyle çalışma fırsatı buldum. Kanat Filmin sahibi Yılmaz Kanat, Hababam Sınıf’ın ve birçok filmin prodüksiyon amiriydi. Yılmaz Kanat bana sahip çıktı ve onun sayesinde 50’in üzerinde filmde rol aldım.

-Hangi filmlerde oynadınız birkaç tanesini söyler misiniz?

Kemal Sunal’la birlikte ‘Tokatçı’ filminde rol aldım. İlyas Salman ‘Şaşkın Ördek’, Cüneyt Arkın ‘Bombacı’, Ferdi Tayfur ‘Yaktı Beni Adana’ gibi filmlerde rol aldım. İşin figürasyon bölümündeydim ama Kanat Filmi’ne girdiğim zaman işin Kast işleriyle ilgilenmeye başladım.

-İstanbul’da ne kadar süre durdunuz?

İstanbul’da uzun bir süre durdum fakat ailemin desteği sayesinde oldu. Babam para göndermeseydi hemen dönmek zorunda kalabilirdim. Bu meslekte para kazandırmıyordu o yüzden dönüp gelmek zorunda kaldım. Sabahtan akşama kadar çalışıyordum aldığım para şimdinin değeriyle 20 liraydı. Babamın desteğiyle bir yere kadar kalabildim. İstanbul’da yaşamak çok zordu ama ben kendime güvendim. 1983 yılında İstanbul’a giderken heyecanım vardı. Yüreğimde o heyecanı hissettiğim için gittim ve oyuncu olacağım demiştim.

-Oyunculuk hayatınızda unutamadığınız anılarınız oldu mu?

‘Kartallar Yüksek Uçar’ dizisinde polis karakteri canlandırdım. Haldun Dormen o zaman TRT’ye Kamera Arkası programı yapıyordu. Bende Beyoğlu Emek Sinemasındayım, orada Haldun Dormen’le tanıştım. Köylerde sinema oynattığımı söyledim. Benimle röportaj yapmak istedi. Röportajımızı yaptıktan sonra Söke’ye döndüm. Yeni yıla girmeye 2,3 gün vardı kahveye oturmaya gittiğimde insanlar ‘seni televizyonda gördük ne zaman gittin oraya’ demişlerdi. Çok hoşuma gitmişti.

İstanbul’da oyuncularla fotoğraflar çekiliyordum daha önce çalıştığım Dicle Sineması benim fotoğraflarımı afiş yapıp gururumuz Yılmaz Ölmez diye sinema önüne asmışlardı. Mehmet ve Güven Görgülü’ye çok teşekkür ediyorum.

“BANA BU MESLEK ÇOK DAR DEDİM”

-Aydın’a döndüğünüzde ne işle meşgul oldunuz?

Söke’ye dönünce belli bir süre ‘zenginler caddesi’ adını verdiğim köfteci arabamla köftecilik yaptım. Emir almayı seven bir insan değildim o yüzden köftecilik mesleğiyle uğraştım. Daha sonra bu meslek bana dar geldi. Ben bu mesleğin içinde duramam, İstanbul’da oyunculuk yaptım kendi kendime. Burada Efekan Çimen arkadaşıma ‘Gazeteci olalım dedim’ nasıl olacak derken olduk.

-Neden Gazetecilik peki?

İçimde bir heyecan vardı. Heyecanıma giden en güzel meslek gazetecilik ve televizyonculuktu. Ben insanlarla iç içe olmak onları sorunları dinlemek istiyordum bu yüzden gazeteci olmaya karar verdim.

-Gazetecilik hayatınız nasıl başladı?

Babama gazeteci olmak istediğimi ve bunun için İzmir’e gideceğimi söyledim. İzmir’de Hürriyet Haber Ajansı’ndan Filiz Telli Orhan İlhan, İlyas Özgüven’le görüştüm. Derdimi anlattım ve gazeteci olmak istediğimi söyledim. Beni arayacaklarını söylediler. Eve gelince babama bir fotoğraf makinesi almak istediğimi söyledim. Küçük bir fotoğraf makinesi aldım ve dolaşmaya başladım. İnsanların fotoğraflarını çekip bir saat sonra ellerine veriyordum. Böyle böyle para kazanmaya başladım.

ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFLAR GAZETECİ OLMASINI SAĞLADI

-Sonra?

Bu arada Söke’de çok korkunç bir cinayet işlenmişti. Genç, sevgilisinin cesedini 3 gün evinin dolabında saklamış. O sırada da Hürriyet Gazetesi’nden Filiz Hanım cinayeti duyup duymadığımı sordu. Hürriyet Gazetesi’nin Söke’de muhabiri vardı fakat o anda Söke’de değildi. Filiz Hanım ‘yardımcı olabilir misiniz’ diye rica edince ‘olurum tabi’ dedim. Olay yerine gittim fotoğraf çektim. Sonradan fark ettim ki ben bu gençlerin Didim’de fotoğraflarını çekmiştim. Hürriyeti aradım ve daha önce bu kişilerin fotoğraflarının bende bulunduğunu söyledim. O haber Hürriyet Gazetesi’ne girişime vesile oldu. Yine Kafeteryada çektiğim bir çocuk, babasının arabasını alıyor ve Kuşadası’na gezmeye gidiyor. O çocuk kaza geçiriyor ve yanarak ölüyorlar. Yine beni aradılar ve tesadüf bu ki o kişilerinde fotoğrafları vardı. Daha sonra beni İzmir’e çağırdılar ve bu mesleğe başladım.

-Daha sonra?

O dönemde de Kanal D ve CNN Türk kuruldu. Kameramanlık dersi aldım. Detay almanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Çalıştığım ilk kurumlar bana eğitim konusunda çok büyük katkılar sağlamıştır. Doğan Haber Ajansın Söke muhabirliğini yaptım. Tabi o zamanlar Hürriyet Ajansın muhabiri olarak geçiyordum. Daha sonra ayrıldım.

-Neden ayrıldınız?

1997 yılında birçok ilin ve Aydın’ın yakından hissettiği bir kurallık yaşandı. Karacasu’ya bu kuraklıkla ilgili habere gitmiştim. Karacasu Belediye Başkanı 2 yıl öncesinden damla sulama sistemi kurmuş ve başka ilçelerdeki çiftçiler kuraklık çekerken orada kuraklık yaşanmıyordu. Ben o ilçedeyken Hürriyet Gazetesi’nden bir telefon geldi ve Söke’de küçük bir bıçaklanma olayı yaşandığını söyledi. Bana ‘senin ne işin var orada Söke’de yaralanma olayı var gel’ dendi. Kuraklık yaşandığını önemli bir haber olduğunu söyledim. Ne gereği var o haberin denilince kızdım. Gündemde olan önemli bir haberdi çünkü. Kızdım ve ayrıldım.

-Hangi kurumlarda çalıştınız?

1989 yılının Kasım ayında Hürriyet Haber Ajansıyla gazetecilik hayatına başladım. 5 yıl öncesine kadar Hürriyetle çalışıyordum. Onun dışında 1994 yılında Show TV, İntel Star, AY TV ve Ege TV’de çalıştım.

-Unutamadığınız anılarınız oldu mu bu sektörde?

Söke’de ki Çarşamba Pazarı çok büyüktür. Burada çok fazla yan kesicilik yapılıyordu. Bizde o dönemin Emniyet Müdürü’ne alışverişe çıkan kişilerin çantalarını unuttuklarını ve hırsızlara davetiye çıkardıklarını buna dikkat çekmek için tatbikat yapmayı önerdim. Sivil polislerle beraber tatbikatımızı yaparken gerçekten bir hırsızlık yaşandı. Ana haberlerde Söke’de tatbikat geçeğe dönüştü diye Show TV’de verilmişti.

Arkadaşımızla bir köye gidiyorduk önümüzdeki kamyon yan yatmaya başladı ve alev almaya başlayacaktı. Bende arabadan kamerayı kayda aldım ve konuşmaya başladım. Kamyonu durdurdum ve kamyon şoförüyle konuşmaya başladım. Haberi gönderdim. Reha Muhtar bana niye kamyona müdahale ettiğimi yansaydı daha iyi haber olacağını söyledi. Bende ‘İzleyici niye müdahale etmediniz diye sorar’ dedim. Haberim çöpe gidecek diye korkmuştum ama akşam haberlerde konu çok güzel işlenerek verilmişti.

Bir gün kameraman arkadaşla beraber bir beldeye gidiyorduk. Dolmuşun en arkasındayız. Dolmuştakilerden biri ‘ineceğim’ dedi diğeri ‘cebimden aldığım paraları ver’ diye koluna yapıştı. Dolmuşta tesadüf ki bir sivil polis ve bizler vardık. Hemen Kameramana talimat verdim kayda başladı. Polis hırsızı karakola götürdü. Olayın her anını çektik. Ertesi gün Show TV’de Ana Haber Bülteni’nde haberimiz yayınlanmıştı.

Tansu Çiller bir yat almıştı ve kemer sıkma politikası uygulanıyordu. Buradaki yatın Tansu Çiller’e ait olduğunu öğrendik. Onu haber yaptığımızda Uğur Dündar buraya gelmişti. Arena programına da çok güzel haberler taşımışımdır.

Televizyon kurup uyduya çıkarsam şayet bu anımı film yapmak istiyorum. 1994-95 yılında piyanist karı-koca bir düğünde çalışıyorlar ve geri dönüş yolunda arabaları uçuruma yuvarlanıyor. Hayatlarını kaybediyor. Ben olay yerine gidiyorum fotoğraf çekiyorum. Ertesi gün haberin detayını yapmak için 8’de kalkıyorum. Komutan bana şunu söylüyor, ‘Yılmaz sen haberde detaya çok dikkat edersin, bu haberin ilginç yönünü araba şarampole uçmuş, karı koca arabadan yaralı olarak sağ çıkmış’ Aslında karı-kocaya yoldan geçen sarhoş bir sürücü çarpıp ölümlerine neden oluyor. Hayatımda unutamayacağım bir anı.

-Az önce de bahsettiniz bir film mi yapmak istiyorsunuz?

Gazetecilik üzerine bir film yapmak istiyorum. Bu filmle birçok mesaj vermek istiyorum. Söke – Milas Karayolu üzerinde meydana gelen trafik kazalarından hikaye ile yola çıkarak, hafızamda kalan, dehşete düştüğüm haberleri bu filmin içerisine alacağım.

“ANILARIMI FİLM YAPACAĞIM”

-Kimler oynayacak peki?

Behzat Ç filmindeki Erdal Beşikçioğlunu, Behzat Ç karakteriyle filmimde yer almasını istiyorum. Ben haberci kimliğiyle başrol oynayacağım. Filmin içerisine başka konular da giriyor. Ben televizyoncu olmasaydım, sinemacı olmasaydım bestekar olabilirdim. Çok güzel bir kulağım var. Ve çokta güzel aranjman yapardım. Buradan çağrıda bulunuyorum. Bir sanatçı yeni bir çalışma yapsın stüdyosuna beni çağırsın hangi şarkısının hit olacağını bilirim.

-Gazetecilik sizin için ne ifade ediyor?

Biz Aydın’ı sıradan temsil etmeye gelmedik. Sorunları taşımaya geldik. Halkın içerisinden çıkarak, gazetecilik yapıyoruz. Bizler halkın sorunlarını çok iyi biliyoruz. Burada bir şey söylemek istiyorum. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, portakal, patates, nar alıyor insanlar diyor ki popülizim yapıyor, bu kadın bunları neden alıyor. Ama bilmiyorlar ki portakal üreticisi bitmiş. Portakalları depolarda çürümüş. Patates üreticisi kazanamıyor. Nar üreticisi bitmiş. Ve Karacasu Ziraat Odası Başkanı diyor ki ‘Özlem başkanımız bizden 50 ton nar almasaydı bizim bütün nar fidanlarımız kesilecektik’ Özlem Çerçioğlu burada çiftçinin üretirken zarar ettiğine dikkat çekmeye çalışıyor. Bu mazotlarla ürünün para etmemesine çiftçinin ne kadar zor durumda olduğunu anlatmak için o ürünleri aldı. Ben gazeteci olarak bir trafik kazası meydana geldiğinde trafik kazasında kazanın oluşum nedenini araştırırım. Konuya derinlemesine dikkat çekmeye çalışırım. İlgililerin dikkatini oraya çekmeye çalışırım.

-Yerel basınla ilgili neler söylersiniz?

Rakiplerimin çoğu Yılmaz Ölmez’i Aydın’da para ile haber yapan gazeteci olarak tanıtmaya çalışmıştır. Çünkü Yılmaz Ölmez onlar için çok büyük rakiptir. Ben haberi gider yerinde yaparım, halkın içerisindeyim. Menderes Nehri taştığında Yılmaz Ölmez, ordadır. Ama Yılmaz Ölmez hiçbir güne kadar bir çelik kapıcının kapısını çalıp bir sanayicinin kapısını çalıp o tür reklam haber yapıp para kazanmamıştır. Böyle bir reklam gazetemde hiç kimse göremez. Gazetemiz resmi ilan almıyor, deve güreşlerinden, festivallerden ve ek ilavelerden para kazanıyoruz. Gazetecilikte de güzel şeyler yaparsanız ilgiler sizin üzerinize yoğunlaşır. Ben sıradan haber yapmayı hiçbir zaman tercih etmedim.

-Yerel basının sorunlarıyla ilgili neler söylersiniz?

Yerel basın o ilin, ilçelerin nabzının atıldığı yerlerdir. Çakma site kuranlara halkın taviz vermesini istemiyoruz. Ben yerel basına sahip çıkılmasını istiyorum.

“MESLEĞİMİ YAPMAK İÇİN BABAMIN SERVETİNİ TÜKETTİM”

-Meslek size ne kaybettirdi ve ne kazandırdı?

Ben Söke’de ciddi derecede kazanç elde eden çiftçi bir babanın oğluydum. Ben babamın parasını bu mesleği yapabilmek için tükettim. Hiçbir güvencemiz yok. Ben geçen sene oğlumu evlendirdim. Emekli maaşım ile oğlumun kredi borcunu ödüyorum. Gün geldi arabama mazot koyamadığım için habere gidemedim ama itibar ve dost kazandırdı.

-Ulusal bir televizyon kurma fikriniz var ne zaman hayata geçireceksiniz?

26 yıllık mesleğimin 20 yılını televizyonculuğa verdim. Televizyon haberciliğinde çok iddialıyım. Ben Aydın’ı çok iyi tanıdığım için insanların haberden nasıl bir beklenti içerisinde olduklarını biliyorum. Ben Aydın’da halkın televizyonu olmak istiyorum. 10 yıl birlikte çalıştığım Nursel Göçer televizyon konusunda büyük destek oluyor. Aydın’ın ve Muğla’nın halkın televizyonu yok. Bizde böylece uyduya çıkma kararı verdik. 700 bin liralık bir bütçe bu. 700 bin liralık bütçenin 300 bin lirası hazır. Ama bizim Anonim şirketi olmamız için mutlaka paramız olması gerekiyor. Egem1 TV ile izliyeci karşısına geçmeye hazırlanıyoruz.

-3 oğlunuz da gazeteci mi?

3 oğlumda gazetecilik ile büyüdüler onlarda gazeteci olmaya karar verdiler. Dışarıdaki kişilerle çalışmak yerine oğullarımla çalışmak daha mantıklı geldi. Onlarda mesleklerini çok sevdi.

-Gençlere neler söylersiniz?

Bu işin alaylısıyım. Tabi ki okulunu okumak isterdim. Ama diploma mesleğinizi kurtarmıyor. Basın yayın bölümünden mezun olacak olan gençlere ya da bu mesleğe gelecek olan insanları gözlemlemeyi bilmeli. Karşısındaki kişiye güven vermeliler. Haber yapacağı diye her malzemeyi almasınlar. Özel hayata müdahale etmesinler. Araştırmacı olsunlar belgeye muhakkak önem versinler. Birbirlerine çamur attırmasınlar. Gazetecilikte büyük habercilik yoktur. Büyük haber yoktur habercilikte güven dönemi başlamıştır. Güven verdiğiniz sürece halkın gazetecisi olarak kalırsınız. Niye büyük haber yoktur? Herkesin elinde cep telefonu vardır. Kamera ve fotoğraf makinası var. Uçak düşerken bile cep telefonları ile görüntüleniyor bu yüzde güvenilir bir iş yapmalısınız. (ÖZGE SÖNMEZ)

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.