tvDEN ekranlarında Forum Aydın AVM’nin katkılarıyla yayınlanan Uzmanına Sor programında bu hafta kalp sağlığı ele alındı. Programın konuğu Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. İbrahim Kocaoğlu oldu. Kalp hastalıklarının günümüzde en büyük sağlık problemlerinden biri haline geldiğini belirten Kocaoğlu, özellikle hareketsiz yaşam, sigara, stres ve sağlıksız beslenmenin kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini söyledi.
Programda mesleki hayatına ilişkin bilgiler veren Uzm. Dr. İbrahim Kocaoğlu, “1980 Ordu doğumluyum. İlkokul ve Anadolu Lisesi’ni Samsun’da okuduktan sonra ihtisasımı Ankara’da tamamladım. 2012 yılında Aydın Devlet Hastanesi’nde anjiyo bölümü kurucu hekimi olarak başladım. 2012-2018 yıllarında Aydın Devlet Hastanesi’nde görev yaptıktan sonra 2018-2025 yıllarında Aydın’da özel bir hastanede kardiyoloji uzmanı olarak görev yaptım. 2026’dan beri kendi kliniğimde hastalarıma hizmet vermekteyim” dedi.
Kardiyoloji alanını özellikle tercih ettiğini belirten Kocaoğlu, “Her zaman idealim kardiyolog olmaktı. İnsanlara hizmet edebilmek benim en çok istediğim hedefti. Tekrar dünyaya gelsem yine kardiyolog olurdum” ifadelerini kullandı.
"KALP HASTALIKLARININ EN BÜYÜK NEDENI YAŞAM TARZI"
Günümüzde kalp hastalıklarının artış gösterdiğini belirten Kocaoğlu, bu artışın en temel nedeninin yaşam tarzı olduğunu söyledi. Kocaoğlu, “Maalesef kalp hastalıkları arttı ve şu anda en büyük sağlık problemlerinden biridir. Bunun en büyük nedeni yaşam tarzı. Sedanter yaşam dediğimiz hareketsiz yaşam, stres, sigara, yeme içme problemleri tamamen kişiye özel durumlardır” dedi.
Kalp hastalıklarının çoğu zaman sessiz ilerleyebildiğini vurgulayan Kocaoğlu, kalp damarlarını su borusuna benzeterek şu ifadeleri kullandı:
“Kalp damarlarını bir su borusu gibi düşünürsek yıllar sonra burada bir kireçlenme meydana gelir. Biz bunun farkına varamayız. Eğer bunları kontrol etmezsek, ileride dikkat edilmezse kişiler kalp kriziyle karşılaşabilir. Kalp krizi anında olur ama kalp damarlarındaki tıkanıklık yıllar sürebilir.”
"VÜCUT SINYAL VERIR, YETER KI IHMAL ETMEYIN"
Kalp krizinin çoğu zaman aniden gelişen bir olay gibi algılandığını ancak vücudun öncesinde bazı sinyaller verebildiğini belirten Kocaoğlu, “Kalp krizi bir anda olmaz. Yıllar boyunca devam eden bir sürecin sonunda kısa kısa belirtiler başlayabilir. Çabuk yorulma olabilir, göğüs ağrısı olabilir, sol kolda uyuşma olabilir, çarpıntı olabilir, nefes darlığı oluşabilir. Eğer kişi bunlara dikkat etmezse ilerleyen zamanlarda kalp kriziyle karşılaşma ihtimali yüksek olur. O yüzden düzenli kontroller her zaman çok önemlidir” dedi.
Hiçbir şikayeti olmayan kişilerde de ciddi kalp rahatsızlıkları çıkabileceğini belirten Kocaoğlu, yaşadığı bir hasta örneğini de paylaştı:
“45 yaşında bir erkek hastam vardı. ‘Hocam ben çok iyiyim’ dedi. Geldi, değerlendirdik. Kardiyoloji muayenesini yaptık, kalp ultrasonunu yaptık, kan tahlillerini değerlendirdik. Efor testini yaptık. Aynı zamanda yeni nesil kalp tarama yöntemleriyle damar akışını da değerlendirdik. Hiçbir belirtisi olmadan ciddi bir daralma tespit ettik ve anında müdahale ettik. Başarılı bir yöntemle stent taktık ve hastayı kalp krizinden korumuş olduk.”
"BEN GENCIM, BANA BIR ŞEY OLMAZ DEMEK YANLIŞ"
Genç yaşta kalp hastalığı görülmeyeceği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Kocaoğlu, özellikle aile öyküsü bulunan kişilerin mutlaka kalp taraması yaptırması gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, “Ben iyiyim, bana bir şey olmaz, yaşım daha çok genç gibi konuşmamak lazım. Özellikle aile öyküsü olanlarda bu çok önemli. Aile öyküsü dediğimiz zaman 55 yaşından önce anne babasında vefat edenler ya da ani ölüm olanların mutlaka kalp taraması yaptırması gerekiyor” dedi.
Genetik faktörlerin kalp hastalıklarında önemli bir risk oluşturduğunu belirten Kocaoğlu, “Genetik başlı başına bir risk faktörüdür. Aile öyküsü olan bir insan yaşam tarzını kontrol altına almazsa kalp krizi kaçınılmaz olabilir” ifadelerini kullandı.
“KALBI IHMAL ETMEMEK EN ÖNEMLI ŞEY"
En sık gözden kaçan kalp rahatsızlığına ilişkin değerlendirmede bulunan Kocaoğlu, kalp hastalıklarının tek bir belirtiyle sınırlı olmadığını söyledi. Kocaoğlu, “Kalp sessiz ilerleyebilir. Etrafımızdaki kişilere sorsak kaç kişi düzenli kalp kontrolü yaptırmıştır, bilemeyiz. Göğüs ağrısı da kalp krizi yapabilir, nefes darlığı da kalp krizi yapabilir, çarpıntı da kalp krizi yapabilir. En önemli şey kalbi ihmal etmemektir” dedi.
“MIDE YANMASI KALP DAMARINDAKI DARALMANIN BELIRTISI OLABILIR"
Kalp ağrısı ile mide ağrısının vatandaşlar tarafından kolay ayırt edilemeyebileceğini belirten Kocaoğlu, bazı hastaların mide şikayetiyle başvurduğunu ancak sorunun kalpten kaynaklandığını anlattı. Kocaoğlu, “Bunu ayırt etmek kolay değil. Bir hastam 52 yaşındayken mide yanmasıyla geldi. Neredeyse 3-4 aydır mide yanması nedeniyle başka yerlere gitmiş. Bize geldiğinde hikayesini geniş şekilde aldık, kan tahlilleri ve ileri tetkikler yaptık. Efor testi, kalp taraması ve sanal anjiyo sonucunda çok ciddi bir daralma olduğunu tespit ettik. Stentleme yaptıktan sonra mide ağrısı şikayetleri geçmiş oldu” dedi.
Kalp rahatsızlıklarının mideye yansımasının mümkün olduğunu belirten Kocaoğlu, “Bazı kalp krizi tiplerinde, özellikle kalbin arka ya da aşağı duvarından olan krizlerde mideye baskı olabilir. Bu etkilenmeden dolayı midede ekşime ve yanma da olabiliyor” ifadelerini kullandı.
“NEFES DARLIĞINDA KALP DOKTORUNA GÖRÜNMEK GEREKIR"
Nefes darlığının yalnızca akciğer hastalıklarına bağlanmaması gerektiğini vurgulayan Kocaoğlu, “Nefes darlığında kesinlikle kalp doktoruna görünmek lazım. Nefes darlığı astıma, bronşite, KOAH’a, sigaraya bağlı olabilir ama bazen kalbe bağlı da olabilir. Özellikle kalp yetersizliği olanlarda en önemli durumlardan biri nefes darlığıdır” dedi.
Kalp yetersizliği olan hastalarda gece nefes darlığı görülebileceğini belirten Kocaoğlu, “Bu hastalar geceleri rahat uyuyamazlar. Pencereyi açarak oradan gelecek oksijenle rahatlamaya çalışırlar” ifadelerini kullandı.
“ÇARPINTILARIN ÇOĞU MASUM ÇIKAR AMA IHMAL EDILMEMELI"
Çarpıntı şikayetlerinin büyük kısmının masum nedenlerden kaynaklanabileceğini belirten Kocaoğlu, bazı çarpıntıların ise ciddi ritim bozukluklarının habercisi olabileceğini söyledi. Kocaoğlu, “Çarpıntıyı herkes şunu bilsin, çoğunluğu masum çıkar. Çok az bir kısmı önemli çıkar. Kansızlık, demir eksikliği, vitamin eksikliği, guatr, kullanılan ilaçlar, uyku problemi, susuz kalmak, gizli enfeksiyonlar, kahve ve çay tüketimi çarpıntıya neden olabilir” dedi.
Aşırı çay ve kahve tüketimine de dikkat çeken Kocaoğlu, “Günde 10-15 tane kahve içip de ‘Hocam benim çarpıntılarım var’ diyen hastalar oluyor. Çay kahve var mı diye sorduğumda evet diyor. Kaç tane içiyorsun dediğimde 15 tane diyorsa, al sana çarpıntı demektir” sözleriyle uyardı.
Kalple ilgili çarpıntıların ritim bozukluklarıyla ilişkili olabileceğini ifade eden Kocaoğlu, “Kalple ilgili çarpıntılar da vardır. Bunlara ritim bozukluğu diyoruz. Doğuştan olan ritim bozuklukları olabilir. İlerleyen zamanlarda ortaya çıkan düzensiz ritim atımları olabilir. Kalp yetmezliği, kapakçıklarda kaçak ya da kalp damarlarında daralma da çarpıntıya yol açabilir” dedi.
“STRES KALBI FIZIKSEL OLARAK ETKILER"
Stresin kalp üzerindeki etkilerine ilişkin konuşan Kocaoğlu, stresin yalnızca psikolojik bir durum olmadığını, kalbi fiziksel olarak da etkileyebileceğini söyledi. Kocaoğlu, “Stres en önemli şeydir. Kalp çok hassas, kırılgan bir organdır” dedi.
Stres nedeniyle kalbin ciddi şekilde etkilenebileceğini anlatan Kocaoğlu, bir hasta örneğini şu sözlerle paylaştı:
“Bir genç kadın acile geldi. Kardiyak enzim değerlerinde yükselme vardı. Anjiyoya aldığımızda damarların açık olduğunu gördük. Ekosunu yaptığımızda duvar hareket kusuru vardı. Damarları açık ama kalp duvarlarında hareket kusuru vardı. Sorguladığımızda hastanın bir hafta önce aşırı strese girdiğini öğrendik. Aşırı stres sonucunda vücutta bir tepkime meydana geliyor ve bu da kalpte ciddi hassaslık ve kırılganlığa yol açarak kalp krizine neden olabiliyor.”
“KALP TEMBELLIĞI SEVMEZ, HAREKETI SEVER"
Günlük hayatta kalbi korumak için yapılması gerekenleri anlatan Kocaoğlu, en önemli unsurun yaşam tarzı değişikliği olduğunu söyledi. Kocaoğlu, “Kalp tembelliği sevmiyor. Kalp çalışmayı sever. Kalp yeme içmeye dikkati sever. Kalp hareketi sever. Gidip kilometrelerce koşmanıza gerek yok. Günde yapacağınız 30 dakikalık tempolu yürüyüş kalbin gücünü artırabilir” dedi.
Kalbe en çok zarar veren unsurların sigara, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres olduğunu belirten Kocaoğlu, “Sigara, yeme içme, hareketsizlik ve stres. Stres kolay bir şey değildir, ‘stresten uzak dur’ diyemezsin ama egzersiz yaparsan, yeme içmene dikkat edersen ve sigarayı bırakırsan bu seni daha da motive eder” ifadelerini kullandı.
“SIGARA DAMAR DUVARINI ZEDELER"
Sigaranın kalp damarlarına verdiği zararı anlatan Kocaoğlu, “Sigaranın içinde kanserojen ve kimyasal maddeler var. Bunlar damar duvarında harabiyete, zedelenmeye yol açabilir. Bu zedelenmeden dolayı kolesterol parçacıkları birikmeye ve kireçlenmeye başlar. Bunun sonucunda tıkanıklık oluşabilir” dedi.
Pandemi sonrası hareketsiz yaşamın daha da arttığını belirten Kocaoğlu, “İnsanlar artık markete dahi gitmiyor. Telefondan sipariş veriyor. Hareketsizlik sonucunda en ufak bir harekette damarlarda biriken pıhtı kalp krizine yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.
“ENERJI IÇECEKLERI ÖLÜMCÜL RITIM BOZUKLUĞUNA YOL AÇABILIR"
Özellikle gençler arasında sık tüketilen enerji içecekleri konusunda uyarılarda bulunan Kocaoğlu, “Enerji içecekleri kalbe zararlıdır. Enerji içeceğini alan bir genç ritim bozukluğuna girebiliyor. Bu ritim bozukluğu ölümcül olabiliyor ve kalp krizine yol açabiliyor” dedi.
Her kalp krizinin damar tıkanıklığına bağlı olmadığını belirten Kocaoğlu, “Beş tip kalp krizi vardır. Herkes damar tıkanıklığı olan kalp krizini düşünür ama damarı açık olduğu halde ritim bozukluğuna bağlı da kalp krizi olabilmektedir” ifadelerini kullandı.
“HALI SAHA OLAYI BANA GÖRE BIR CINAYET"
Spor yaparken yaşanan kalp krizlerine de değinen Kocaoğlu, özellikle halı saha maçları konusunda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, “Halı saha olayı bana göre bir cinayet. Çünkü halı saha gerçekten efor sarf ettiren bir şeydir. Özellikle 40 yaşından sonra yaptığımız sporlarda çok dikkat etmemiz lazım. Sporu yasaklamıyorum ama tedbirleri almamız lazım” dedi.
30 yaş üzerindeki kişilerin dahi kalp taraması yaptırması gerektiğini belirten Kocaoğlu, “Mutlaka bir kalp muayenesi, kalp taraması yapılması lazım. Halı sahada özellikle akşam saatlerinde ani yüklenme kalp damarlarında stres oluşturuyor. Bu stresle pıhtıcıklar meydana gelebiliyor ve damar tıkanıklığı ya da ölümcül ritimler oluşabiliyor” diye konuştu.
“KALP CHECK-UP’LARI YILLIK YAPILMALI"
Kalp check-up’larının erken teşhiste önemli olduğunu belirten Kocaoğlu, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, “Check-up’lar kesinlikle yapılmalı. Kalp check-up’ları yıllık yapılmalı. Kalbi bir bütün olarak düşünmek lazım. Sadece sanal anjiyo yaptırıp damarlar açık çıktı diye ‘Bende bir şey yok’ demek doğru değil” dedi.
Kalbin farklı yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kocaoğlu, “Sanal anjiyo normal olabilir ama kalp ultrasonu yapılmazsa kalpte delik, kapakta kaçak ya da duvarlarda sorun olup olmadığı bilinemez. Bu yüzden kalbi bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Eko yapıyoruz, gerekirse efor testi yapıyoruz, sanal anjiyo ve kan tahlilleriyle hastayı değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“EKG VE EFOR TESTI HER ŞEYI GÖSTERMEYEBILIR"
EKG ve efor testinin kardiyolojide temel yöntemler olduğunu ancak her şeyi göstermeyebileceğini belirten Kocaoğlu, “EKG kalp şeridinde ritim bozukluğunu tespit eder. Efor testiyle belli parametreleri değerlendiririz. Ama bunların doğruluk payı ne yazık ki yüzde 60-70’tir. Yeni nesil tarama yöntemleri var. Yapay zekayla entegre olan, duyarlılığı yüzde 90’lara kadar çıkan kalp tarama yöntemleri bulunmaktadır” dedi.
“SANAL ANJIYO 10 SANIYE IÇINDE SONUÇ VEREBILIYOR"
Sanal anjiyonun özellikle aile öyküsü olanlar, kolesterol yüksekliği bulunanlar, kalp ultrasonunda şüpheli bulgu saptananlar ve kalp yetmezliği olanlarda önerilebildiğini belirten Kocaoğlu, teknolojinin bu alanda büyük ilerleme kaydettiğini söyledi.
Kocaoğlu, “Eskiden normal rutin anjiyo vardı. Halkımız bundan çok korkardı, anjiyoyu ameliyat gibi görürdü. Normal anjiyo kasıktan ya da bilekten yapılırdı. Şimdi sanal anjiyo çok pratik bir şey. 10 saniye içerisinde, cihaz da güçlüyse neredeyse anjiyoyla birebir doğru sonuç verebilmektedir” dedi.
“LDL INSAN ÖMRÜNÜ BELIRLEYEN ÖNEMLI PARAMETRELERDEN BIRIDIR"
Kolesterol yüksekliğinin kalp sağlığında önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Kocaoğlu, özellikle LDL kolesterole dikkat çekti. Kocaoğlu, “LDL kötü kolesteroldür. Ben buna lanetli kolesterol diyorum. LDL düzeyimiz insan ömrünü belirleyen en önemli parametrelerden biridir. LDL düzeyi ne kadar yüksekse insan ömrü azalabiliyor, ne kadar düşükse o kadar uzayabiliyor” dedi.
İyi kolesterol olarak bilinen HDL’ye de değinen Kocaoğlu, “HDL hayırlı kolesteroldür. Bu değerin yüksek olması iyi bir şeydir ama bizim için en önemli parametre şu anda LDL düzeyidir” ifadelerini kullandı.
Lipoprotein A ve Apo B değerlerinin de önem kazandığını belirten Kocaoğlu, “Lipoprotein A kalp krizinin şu anda en önemli belirteçlerinden biridir. 40’ın altındaysa risk düşük, 40-50 arasındaysa orta, 50’nin üstündeyse yüksek risk diyoruz” diye konuştu.
“TANSIYON DÜNYANIN EN SESSIZ KATILIDIR"
Tansiyonun kalp sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Kocaoğlu, hipertansiyonu “sessiz katil” olarak tanımladı. Kocaoğlu, “Dünyanın en sessiz katili tansiyondur. Bir anda otururken biri yığılabiliyor. Bir bakıyorsunuz tansiyon 180 olmuş. O sırada kalp krizi ya da beyin kanaması geçirebiliyor” dedi.
40 yaşından sonra herkesin evinde tansiyon aleti bulundurması gerektiğini belirten Kocaoğlu, tansiyon kontrolünde de yaşam tarzı değişikliğinin önemine işaret etti.
“ŞEKER HASTASI DEMEK KALP HASTASI DEMEKTIR"
Şeker hastalığının kalp damarlarını doğrudan etkilediğini belirten Kocaoğlu, diyabet hastalarının kalp sağlığı açısından mutlaka takip edilmesi gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, “Şeker hastası demek kalp hastası demektir. Şekerin vermiş olduğu yoğunluk damar duvarlarında harabiyete ve hasara yol açabiliyor. Bu hasar sonucunda kolesterol parçacıkları birikebiliyor, damar duvarlarında kireçlenme ortaya çıkabiliyor. Bu da daralma ve tıkanmaya yol açabiliyor” dedi.
Şeker hastalarında kalp krizinin sessiz ilerleyebileceğini belirten Kocaoğlu, “Bazen şeker hastaları hiçbir belirti vermeden kriz geçirip farkına varmayabiliyor” ifadelerini kullandı.
“AMACIMIZ KORKUTMAK DEĞIL, GEÇ FARK EDILMESINI ENGELLEMEK"
Kalp hastalıklarının önlenebileceğini belirten Kocaoğlu, düzenli kontrolün önemini bir kez daha vurguladı. Kocaoğlu, “Bizim amacımız korkutmak değil. Amacımız bunu geciktirmemektir. Erkenden farkındalığı sağlarsak hiçbir şekilde kalp krizi olmayabilir, önüne geçmiş oluruz” dedi.
Ertelemenin kalp sağlığı açısından büyük risk oluşturduğunu belirten Kocaoğlu, “Yeme içme, sigarayı bırakma, egzersiz… Bunları söylüyoruz ama insanlar iş güç nedeniyle erteliyor. Bu erteleme huyunun geri dönüşü ne yazık ki çok kötü oluyor” ifadelerini kullandı.
“AKDENIZ DIYETI ÖNERDIĞIMIZ BIR BESLENME ŞEKLIDIR"
Beslenme konusunda da önemli uyarılarda bulunan Kocaoğlu, yasakçı bir yaklaşım yerine ölçülü beslenmenin daha doğru olduğunu söyledi. Kocaoğlu, “Şunu yasak, bunu yasak dersek insanlar ondan kaçıyor. Mümkün olduğunca az yemeye çalışmak en önemli şeydir” dedi.
Aydın’ın zeytin ve zeytinyağı memleketi olduğunu hatırlatan Kocaoğlu, Akdeniz diyetinin kalp sağlığı açısından önerildiğini belirterek, “Akdeniz diyeti sağlıklı bir diyettir. Zeytinyağı iyi yağ kristallerinden dolayı tavsiye ettiğimiz bir şeydir. Damar koruyucu etkinliği olduğundan zeytinyağı kullanılmasını tavsiye ediyoruz ama sürekli bol bol kullanın demiyoruz. Mümkün olduğunca az kullanmak lazım” dedi.
“OBEZITE TÜRKIYE’DE KORKUNÇ DERECEDE ARTIYOR"
Fazla kiloların kalbe yük bindirdiğini belirten Kocaoğlu, Türkiye’de obezitenin giderek arttığını söyledi. Kocaoğlu, “Kilo problemleri çok önemlidir. Sedanter yaşam, fast food tarzı beslenme ve spor yapılamadığı için Türkiye’de obezite korkunç derecede artmaktadır” dedi.
Kilo verme sürecinde hekim kontrolünün önemine dikkat çeken Kocaoğlu, “Zayıflama iğneleri mutlaka bilinçsizce değil, hekim kontrolünde yapılmalıdır. Hekim kontrolünde yapılmazsa kötü sonuçlar ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.
“STENT TAKILDI DIYE IŞ BITMEZ, KIŞI KENDISININ DOKTORUDUR"
Stent takılan hastaların tamamen iyileşmiş sayılıp sayılmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayan Kocaoğlu, hastanın yaşam tarzına dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, “Biz hastaya yardımcı oluyoruz. Kişi kendisinin doktorudur. Biz damarını açıyoruz, ilaçlarını düzenliyoruz, kontrollere çağırıyoruz. Ama hasta sigara içmeye devam ederse, kendine dikkat etmezse tam iyileşme olmaz” dedi.
Stent ya da ameliyat sonrası hastanın doktor önerilerine uyması gerektiğini belirten Kocaoğlu, “Hasta bizim dediklerimizi yaparsa, bize yardımcı olursa stent takmak ya da ameliyat olmak hiçbir zaman sıkıntı yaratmaz” ifadelerini kullandı.
Her damar tıkanıklığında stent uygulanmadığını belirten Kocaoğlu, hastanın durumuna göre bypass, stent, ilaç tedavisi ya da farklı yöntemlerin tercih edilebildiğini söyledi.
“EECP YÖNTEMI KALBIN DOĞAL BYPASSINI DESTEKLIYOR"
Programda ameliyatsız destekleyici tedavi yöntemlerine de değinen Kocaoğlu, EECP yöntemi hakkında bilgi verdi. Özellikle stent takılmış, ameliyat olmuş ancak hala göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ya da kalp yetersizliği şikayetleri bulunan uygun hastalarda bu yöntemin kullanılabildiğini belirtti.
Kocaoğlu, “EECP dediğimiz yöntemle kalp kendi kendine doğal bypassını, ameliyatsız şekilde yeni damar oluşumunu sağlayan yöntemlerden biridir. Her hastaya uygulanmaz. Uygun hastalarda bacaklara bağlanan tansiyon manşonları ritmik olarak kanı kalbe yönlendirir. Kalbin gevşemesi sırasında iyi beslenmesini sağlar, kalbin gücünü artırır ve yeni damar oluşumunu destekler” dedi.
Bu yöntemi “doğal bypass” olarak tanımlayan Kocaoğlu, “Hiçbir şekilde damar yolu açılmadan kalp kendi gücünü oluşturabiliyor. Biz buna doğal bypass diyoruz. Kansız bypass gibi düşünebiliriz” ifadelerini kullandı.
Kliniklerinde uygulanan tedavilerden örnekler veren Kocaoğlu, “42 yaşında yürümekte zorlanan bir hastamız vardı. Anjiyosunda damarlarında problem yoktu ama kalp yetmezliği vardı. EECP seanslarına uygun olduğunu gördük. Bir aylık seans sonucunda hastamız şu anda 6 kata nefessiz çıkabiliyor” dedi.
Bir başka hastadan da söz eden Kocaoğlu, “Urfa’dan gelen bir hastamız vardı. Defalarca anjiyo olmuş ama fayda görmemişti. EECP’ye uygun olduğunu değerlendirdik. Hastamız 6 tane tansiyon ilacı kullanıyordu. Seanslar bittikten sonra sadece bir tane tansiyon ilacı kullanmaya başladı. Göğüs ağrıları ve nefes darlığı geçti. Şu anda günlük işlerini çok iyi şekilde yapabiliyor” ifadelerini kullandı.
“KALP HASTALARI BAŞIBOŞ BIRAKILMAMALI"
Kalp hastalarının yalnızca fiziksel değil psikolojik olarak da desteklenmesi gerektiğini belirten Kocaoğlu, “Kalp hastaları zor hastalardır. Kalp hastalarının psikolojisi kolay değildir. Hastaları tedavi ettikten sonra başıboş bırakmamak lazım. Bu hastalar her zaman desteğe ihtiyaç duyar” dedi.
EECP gibi destekleyici yöntemlerin uygun hastalarda yaşam kalitesini artırabildiğini belirten Kocaoğlu, “Bu mucize değil, gerçek olan bir şey. Hastanın konforunu artıran, yaşam kalitesini yükselten bir yöntemdir” diye konuştu.
“KALP KRIZI GEÇIREN TEKRAR RISK YAŞAYABILIR"
Kalp krizi geçiren bir kişinin ikinci kez risk yaşayıp yaşamayacağına ilişkin soruyu yanıtlayan Kocaoğlu, kişinin kendine dikkat etmemesi halinde riskin devam edeceğini söyledi. Kocaoğlu, “Dikkat etmezse risk vardır. O yüzden sigara içme, yeme içmene dikkat et, alkol alma, hareket et diyoruz. Bir kere geçirdim, bir daha olmaz diye düşünülmemeli. Kişi kendisinin doktorudur” dedi.
Kalp krizi ya da ameliyat sonrası normal yaşama dönüş süresinin hastanın durumuna göre değiştiğini belirten Kocaoğlu, “Ağır bir durum varsa, kriz geçirdiyse en az bir ay dinlenmesini önerebiliriz. Ameliyat olduysa yine aynı şekilde bir ay dinlenmesini önerebilmekteyiz. Çarpıntı gibi durumlarda ise ertesi gün normal yaşama dönüş mümkün olabilir” dedi.
“AILE ÖYKÜSÜ OLANLAR 30’LU YAŞLARDA KONTROLE BAŞLAMALI"
Ailesinde kalp hastalığı bulunan kişilerin hangi yaşta doktora gitmesi gerektiğini de anlatan Kocaoğlu, “Eskiden 40’lı yaşlar diyorduk. Şimdi artık 30’lu yaşlara kadar düştü. Yeni kılavuzlarda 18 yaşından sonra kan tahlillerinde kolesterol değerlerine bakılması önerilmektedir” dedi.
Kalp hastalıklarında en önemli kuralın ihmal etmemek olduğunu belirten Kocaoğlu, “En önemli kural ihmal etmeyeceksin. Bu zaten üç kurala bedeldir. Kalbinizi ihmal etmeyeceksiniz. Kalbi ihmal ederseniz her türlü sorunla karşılaşabilirsiniz” ifadelerini kullandı.
“UNUTMA, HAYAT KALBINDE"
Programın sonunda vatandaşlara kalp sağlığı konusunda tavsiyelerde bulunan Kocaoğlu, düzenli kontrol, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve hareketli yaşamın önemine dikkat çekti. Kocaoğlu, “Kalp krizi bir anda olur ama kalp hastalığı yıllarca sürebilir. Bizim amacımız insanları korkutmak değil, geç fark edilmesini engellemek. Erkenden farkındalık sağlarsak kalp sağlığımız çok daha iyi olur” dedi.
Kocaoğlu sözlerini, “Kalp ihmale gelmez. Her zaman tarama önemlidir. Unutma, hayat kalbinde” diyerek tamamladı. (SELİME AYDEMİR)
