AyFm 100.5

Düzenlemeler

2026-03-02 15:16:00

TMMOB’dan “iş cinayetleri kader değildir” msajı

3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’da yaşanan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği facianın üzerinden 34 yıl geçti. TMMOB Aydın İl Koordinasyon Kurulu, Yaptığı açıklamada iş cinayetlerinin kader olmadığını vurgulayarak denetimsizlik, taşeronlaşma ve kamusal sorumluluk eksikliğine dikkat çekti.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Aydın İl Koordinasyon Kurulu, 3 Mart’ın “İş cinayetlerine karşı mücadele günü” ilan edildiğini hatırlatarak, Kozlu’da hayatını kaybeden emekçilerin anısını mücadele sorumluluğu olarak gördüklerini açıkladı. Açıklamada, madenlerden inşaatlara, tersanelerden fabrikalara kadar pek çok iş kolunda yaşanan ölümlerin önlenebilir olduğuna dikkat çekildi.

TRÜKİYE'DE HER GÜN 6 EMEKÇİ İŞYERİNDE YAŞAMINI YİTİRİYOR 

TMMOB’un paylaştığı verilere göre 2013 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği kanunu sonrasında ise en az 20 bin işçi hayatını kaybetti. Bu tabloya göre Türkiye’de her gün ortalama 6 emekçi işyerlerinde yaşamını yitiriyor; yılda yaklaşık 2 bin kişi iş kazalarında hayatını kaybediyor.

Açıklamada bu durumun “kader” olarak görülemeyeceği vurgulanarak, bunun siyasal tercihler ve denetim eksikliğinin sonucu olduğu ifade edildi.

Yapılan açıklamada Türkiye genelinde 2 milyon 290 bini aşkın işyeri bulunmasına rağmen, 2025 yılı içerisinde yalnızca 8 bin 161 işyerinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlendiği belirtiliyor. Bu oran yüzde 0,35’e denk geliyor.

TMMOB’a göre bu veri, kamusal denetim mekanizmasının etkin işlemediğinin açık göstergesi. Oysa İnsan hakları evrensel beyannamesi, elverişli koşullarda çalışma hakkını temel bir insan hakkı olarak tanımlıyor. Devletin çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü bulunduğu hatırlatılıyor.

Açıklamada, çalışma yaşamının yalnızca 6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği kanunu ile değil; 4857 sayılı İş kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanunu ve 5510 sayılı Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile düzenlendiği belirtildi. Ancak bu düzenlemelerin işçilerin haklarını güçlendirmek yerine işveren lehine şekillendirildiği savunuldu. Esnek ve kuralsız çalışmanın yaygınlaştırıldığı, taşeron sisteminin kalıcı hale getirildiği, sendikal hakların sınırlandığı ifade edilirken; işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin piyasa koşullarına bırakıldığına dikkat çekildi.

OSGB SİSTEMİ NEYİ DEĞİŞTİRDİ?

Yasayla birlikte işverenin işçi sağlığını sağlama yükümlülüğünün büyük ölçüde Ortak sağlık ve güvenlik birimleri (OSGB) aracılığıyla yürütüldüğü belirtildi. Bugün iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık yüzde 90’ı OSGB’ler üzerinden hizmet veriyor. Bu yapının ticari sözleşmelere dayandığı, uzmanların mesleki bağımsızlığını zedelediği ve alınması gereken önlemler konusunda baskı oluşturabildiği ifade edildi. TMMOB, bu sistemin bağımsız ve etkin bir iş güvenliği hizmeti sunulmasını engellediğini savunuyor. Ayrıca geçmişte kamusal bir kurum olan İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi’nin yürüttüğü ölçüm ve analiz hizmetlerinin özelleştirilmesiyle, zararlı fiziksel ve kimyasal etkenlerin tespitinde zafiyet oluştuğu dile getirildi.

TMMOB'DAN DÜZEN TALEBİ 

Açıklamada, sendikal örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmadığı sürece işçi sağlığı ve güvenliği alanında ilerleme sağlanamayacağı vurgulandı. Sendikasız işçilerin ve uzmanların güvencesiz çalıştığı; örgütsüz bir yapının emekçileri savunmasız bıraktığı ifade edildi. TMMOB, adil yargılanma hakkı, örgütlenme özgürlüğü ve insani çalışma koşullarının sağlanması gerektiğini belirterek; işyerlerinde emekçilerin ölmediği, sakatlanmadığı bir düzen talebini yineledi.

TMMOB'DAN ÇAĞRI

TMMOB Aydın İl Koordinasyon Kurulu, iş cinayetleri kader değildir vurgusunu yineleyerek; bilimsel ve teknik ölçütlere dayalı, kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulması gerektiğini belirtti. Üniversitelerin, sendikaların ve meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali açıdan bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği kurumu oluşturulmasının zorunlu olduğu ifade edildi.

Açıklamada son olarak 3 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda mücadele çağrısı olduğu belirtildi.  (İREM DELİCE)