Murat MENZİLCİ

Kayıp Zamanımız

27 Kasım 2014, Perşembe

     

Malum teknoloji çağındayız. Her yanımız elektronik aygıtlar, bilgisayarlar, müthiş akıllı telefonlar... Peki hiç düşündük mü nedir teknolojiyi hayatımızın içine bu denli sokan şey? Sadece tüketim çılgınlığı mıdır bizi prize bağlı, “ince uçlu şarjı (şarz mı demeliydik?) olan var mı?” nidalarıyla dolaştıran? Bu konu üzerinde birçok sosyolojik neden sıralanabilir pek tabii.

Aslında teknolojinin bu kadar çekici gözükmesinin tek bir nedeni var o da “zaman”. Biz değil miyiz hep acelesi olan? Bağlayıp kravatlarımızı ve giyip çıkmışken ceketimizi, yolda gördüğümüz o küçük çocuğun başını okşamaya bile vakit bulamadığımız “kayıp zamanlarımız” yok mu hepimizin?

İlk başlarda çok cazip gelir hızlı yaşamak. Kalemi elimize alıp yazmak bile bir eziyet haline gelmiştir artık. Dokunmatik ekranların, afili tuşlarının etkisine kapılmışızdır bir kere. O bile zulüm gelir, sesli komut veririz aceleyle, telaşla… Hayatımız hep bir aceleyle kaplıdır. Her yere, her şeye acelemiz vardır.

Çağımızın dehası Michael Ende’nin Çöpçü Beppo’sundan gelsin o halde:

“Ne oluyor biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor...

O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor.

İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmamalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge... İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı....”

Bir eğitimcinin, hem de bilişim öğretmeninin bir itirafıdır belki bu yazılanlar. Kendine bile itiraf edemediği gerçeklerdir kim bilir?

(Merak edenlere alıntı yaptığım kısım Michael Ende’nin “Momo” adlı kitabındandır.)