Mehmet TEKELİ

HİÇLİK MAKAMI

5 Şubat 2017, Pazar

     

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:

-Kimsin?

“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce bu defa Hoca sormuş:

– Sen kimsin?

“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.

“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş gene Nasrettin Hoca.

– Herhalde vali olurum.

– Daha sonra?

– Vezir

– Daha daha sonra ne olacaksın?

– Bir ihtimal sadrazam olabilirim.

– Peki, ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”

– Daha niye kabarıyorsun be adam! Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!”

***

Makamların en üstünü… Hiçbir şeye ait olmamak ve hiçbir şeyi sahiplenmemek. Kuş gibi hafif olmak da diyebiliriz. Makam-mevki derdi olmayınca kibir de olmaz gurur da olmaz. Kısacası kafayı sıyıracak derdin de olmaz. Sadece “HİÇ” kalır. Ben bile kalamaz. Sen bile kalamazsın. Sonra yaşarsın işte… Gördüğün renkler canlanır. Bakma amacın bile değişir. Duyduğun sesler farklılaşır. Rahatsız edici hiçbir ses duyamazsın çünkü sana söylenen bir şey yoktur. Hepsi bir Hiç’ e söylenir.

Dinlerde, inanışlarda, eğilimlerde sık rastlanır bu olguya. Hiçlik makamı… Ulaşmak için kendinden olursun. En sevdiğin egonu terk edersin. Şişman egonu görünmeyecek kadar küçük olan iğne iğne ile patlatırsın. Bu da “Ben”den duyduğun son ses olur. Kulağa çok gizemli ve kolay geliyor ama değil.

Yirmi birinci yüzyılda bu kadar uçuk davranmak olamaz diyenler de olur. Haksız da değiller. Dünya kalabalıklaştıkça yalnızlığımız da artıyor. Ters bir orantı değil mi? Normalde sayımız arttıkça daha çok ilişkili olmamız daha fazla iletişim yaşamamız lazım. Ama kolay değil demiştik. Bu kalabalığın içinden gelen seslere “Ben” ile cevap vermemek. Ben cevap vermez isem “Sen” cevap verir. Yüz yüze cevap vermeyince daha rahat oluyor çünkü. Elimizdeki akıllı (!) hacetlerden kusuyoruz ortalığa. Bağıra bağıra isyan ediyoruz…

Hiçlik makamına ulaşmak için “Ben”siz kalsın ortalık… “Sen”siz kalsın bu dünya…