Ceren AKBAŞ

"Güneş-Ana"

30 Eylül 2018, Pazar

     

Denge Gazetesi' nin birbirinden değerli okurları,

Güneşin yüzünü yavaş yavaş gizlemeye başladığı son günlerde bir yazıya denk geldim,sizler de eksik kalmayınız isterim.Mitoloji güzel şey vesselam!

Benim de mitoloji sevdiğim doğrudur, .

İyi okumalar efendim !

''Türk mitolojisinde güneş, önceleri daha büyük bir öneme sahipti. M.S. 763 de Uygurlar "Mani" mezhebini kabul edince, yavaş yavaş "Ay"da büyük bir önem kazanmaya başlamıştı. Bununla beraber Büyük Hun Devleti zamanında hem güneşe, hem de aya, ayrı ayrı saygı gösterildikten sonra, kurbanlar kesildiğini de biliyoruz. "Türklerde güneş doğunun, ay da batının sembolü idiler". Tabii olarak zaman zaman, bütün bu düşünce düzenleri değişe durmuşlardı. Mesela, Teleüt Türklerine ait bir efsane de, "Ay kuzeyin ve güneş de, güneyin sembolü idiler". Bu yönleme, göğün en üst katında duran "Gök kartalı"nın duruşuna göre yapılmıştı. Söylendiğine göre, "Bu kartalın sol kanadı ayı, sağ kanadı da güneşi örtüyordu". Bu duruma göre kartalın başının doğuya bakması gerekiyordu. Bu duruş da, Türk mitolojisine uygun bir yönleme idi. Yine aynı efsaneye göre ay, karanlıklar ve geceler diyarı olan kuzeyin; güneş de aydınlığın hüküm sürdüğü ve gündüzler diyarı olan güneyin sembolü idiler.

Fakat eski Türklerde, "Güneş doğunun sembolü idi". Onlara göre güneşin doğduğu yön, çok önemli idi. Esasen yönlerin söylenişinde kullanılan deyimler de hep güneşle ilgili idiler. Mesela "Gün batısı" "Gün doğusu" gibi. Göktürkler, yönlerini tayin ederlerken, yüzlerini doğuya, yani güneşin doğduğu yöne dönerlerdi. Bunun için de doğuya "İlgerü", yani "İleri" demişlerdi. Oğuz Destanı' nda, sabaha, tan ağarmasına ve gün çıkmasına büyük bir önem verilmişti. "Bütün hayat, o gün ve güneşle başlıyordu. Güneş battıktan sonra ise, her şey duruyordu". Böyle bir anlayış, atlı Türkler ve savaş düzeninde yaşayan kavimler için, normal görülmelidir. Altay bölgesinde yaşayan Türk Şamanlarının kapıları da, daima doğuya açılıyordu. Halbuki normal olarak Türk halkları, güneş görebilmeleri için, kapılarını güneye açarlardı. Görülüyor ki, dini ve manevi bir görevi olan Şaman, bu umumi kaideyi bozuyor ve eski din düzenine uyuyordu. Gerek Yakut Türklerinde ve gerekse Altay yaratılış destanlarında, "Cennet ile hayat ağacı da doğu bölgelerinde bulunuyorlardı".

Türklerde genel olarak, "Güneş-Ana" ve "Ay-Baba" deyimleri kullanılıyordu. Bu sebeple bütün masal ve efsanelerde, güneşin dişi ve ayın de erkek olarak rol oynadığını görüyoruz. Önasya kültürlerinde de, güneş dişi ve ay da erkekti. Tabii olarak karşılıklı tesirlerin ne zaman meydana geldiğini kestirmek çok güçtür. Mısır'daki Türklerin menşei ile ilgili olarak anlatılan efsanede de, "Güneş, Saratan burcuna girdiği bir sırada, suyu ve toprağı ısıtmaya başlıyor. Bu sular ile balçıklar bir mağarada toplanıyorlar ve mağara da, onlara bir ana rahmi vazifesi görüyor. Bu balçıklardan meydana gelen Türklerin ilk atası da, Ay-Ata adını alıyor". Burada da güneş, yine anne rolünü oynar gibidir. Fakat baba ortada yoktur.

Yakut Türkleri, ay ile güneşi iki ayrılmaz kardeş gibi kabul ediyorlardı. Onlara göre "Güneş Tanrısı" (Kün-Toyon) daha önemli idi. Yakut efsanelerinde, "Ay ile güneşin aralarında kavga ettiklerini de görüyoruz. Büyük kahramanlar ve iyi insanlar, genel olarak ay ile güneşin himayesinde idiler. Kötü ruhlar ise onlarla, süresiz olarak savaş halinde idiler. Bu kötü ruhların bazen, güneşi kovalayıp yakaladıkları da oluyordu. Güneş tutulması olayı, böyle kötü ruhların güneşi mağlup edip de, ele geçirdikleri zaman meydana geliyordu. Yakutlar, ay ve güneş bayramını da ilkbaharda yaparlardı".

Altay Türklerine göre, "Büyük Tanrı Ülgen, ay ile güneşe dokunan bir dağda otururdu. (Bazı hikayelere göre ise) Tanrı Ülgen, ay ile güneşin daha da ötelerinde idi. onun tahtı, çok uzaklardaki yıldızlar üzerinde kurulmuştu. Esasen, ay ve güneşi yaratan da, yine Tanrı Ülgen idi. (Altay Türklerine göre), güneşin kırıntılarından meydana gelmiş ve insanlara daima iyilik getiren, bir Tanrı da vardı. Bu Tanrının adı, "Suyla" idi. Bu Tanrı insanları daima korur ve onların, gök altında rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlardı.''

Daima güneşli günleri yaşamak dileğiyle..

Hoşçakalın... 



Yazarın Tüm Yazıları
Kedi mi? Ben mi?
Cahil insanların en belirgin 10 özelliği
Her şey.. "Eksik"
Size İyi Gelen Şarkılar Dinleyin
"Sokak Fotoğraf(çı)ları"
"Eksik Hayatlar"
Sonra... Sonra, masal oluyor
Hasta ruhlar
Kendinin Farkına Varmak
Üsküp'te "Eski Ramazanlar"
Mitoloji dilinde "Aşk"
Ben Babamın Kızıyım
İşte böyle "Özlemek"
Stres"siz"siniz
"Ayna gibiyim, bakan kendini görür"
Aklınıza sahip çıkın
"Narsist" çocuklar
İkigai (Varoluş sebebi)
Kutlu olsun "Kadın" olmak
Müsadenizle!
Masal Köyü
Bu izler gerçek
Özlem Kaybı
Simurg (Anka Kuşu) Efsanesi
Ne güzel bir tadı vardır yaşanmışlıkların
Karar verin! Bu hayat sizin
Mavi Gözlü Dev 117 yaşında
Soğuk hava etkisi
Yeni Şeyler Söylemek Lazım
DOĞRU NEFES ALMAK
Hava soğuktu, unutulanlar çoktu
En değerliye...
Ve insan, yeryüzünün efendisi
Âh mine’l Aşk.. Kalbe düşmüş üç harfli bir imza..
Muhabbet-i Hüzün
Nefes kadar kısa..
Yeterince olmak, "En" gerçek olmak
Kişiden, kişiye değişken kişilik
"İki portakal ye geçer"
Hayat kısa, güzel yaşamak, değer vermek gerek
Sesi, yüzü gider, kokusu kalır
"Güneş-Ana"
Özlemle Anıyoruz
DOLMUŞ GÜNLÜĞÜ
Susarsınız
Dün gitti, Yarın gelmedi; Anı yaşa!
Öyle Bir ''An''da !
Her açıdan sosyal medya
Güneşe gülümseyin bu sabah
Ne geride kalan, ne de ileride sana sunulacak olan..
Biraz daha zaman olsa ...
Empati Sendromu
Sadece Çocuktum
Yorduk kendimizi, yorulduk!
Hayaller kurun çocuklar
Hafızalar da anlamlı kalsın diye
Bize biraz huzur gerek
Unutmayın! "Mutluluk genç tutar insanı"
Teşekkürler Memur Bey..